1940 ‘lı Yıllarda Giyim – Kuşam

1940’lı yıllar ortası II. Dünya savaşı başlamış, Paris, Alman işgali altında kalmıştır. Tedirginlik, ekonomik sıkıntılar 1920 ekonomik krizinden kısa bir süre sonra yeniden yaşanmaya başlanmıştır. Paris Modası ve modacılar sekteye uğramış. Paris işgal altında kaldığı süre boyunca savaşın ağır ve kısıtlayıcı koşullarından dolayı Paris, moda dünyası önderliğinden geri kalmıştır. Paris’le ilham kaynağı yitirilmiş, Dünya Giyim Modası, otuzlu yılların çeşitlemeleri ile yetinmek zorunda kalmıştır. İngiliz ve Amerikan hükümetleri, modacıları göreve çağırarak, savaşın getirdiği kıtlığı en az kumaş, malzeme ve işgücü ile çözülmesi için modacıların desteğini istemişdir. Savaş koşulları, sıkıntı, yokluk, tüm ülke insanlarını ekonomik yaşamaya zorlamıştır. Türkiye’de Ekmek ile birlikte, Kumaş da karneye bağlanmıştır. Her türlü israfa karşı, propaganda kampanyalarının yapıldığı yaşamın ve ayakta kalmanın zor olduğu yıllar olarak tarih de yerini almıştır. Evde bulunan artık kumaşlar birleştirilerek giysiler oluşturulmuştur. Etekler, kumaş israfını azaltmak için kısaltılmış, kadınlar yalın ve gösterişsiz şekillere bürünmüşlerdir. Halk, kampanyalar sayesinde, eski eşyalarını elden geçirmeye ve eskileri yeniden kullanmaya teşvik edilmiştir. Elbiselere uygulanan gizli yamalar, onarımlar, ters yüz edilerek yeniden giyilen giysiler ve elde örülen kazaklar bu dönemde başvurulan giyim-kuşam yöntemleri arasında bulunmaktadır.Perdelik kumaşlar, çarşaflar, amerikan bezi giysilerde kullanılmaya başlarken, kurdele, ipek mendil, rafya gibi aksesuarlar eski elbisenin, şapkanın ya da çantanın süslemesi oluşturmuştur. Ünlü erkek terzisi Yalçın Say, dönemden bir anısını şöyle anlatmaktadır. ‘Babam, eskiyen ceketini terziye götürürdü, eğer giysinin yalnızca yakası değişecekse bu evde anneler tarafından yapılırdı ama ceketse terziye götürülerek ters yüz ettirilirdi.’ Erkek ceketlerinin sol tarafındaki mendil cebi kapalı tutularak, ters yüz işleminde sağ tarafta problem yaratmaması sağlanırdı. Yaşanan sıkıntı ve kısıtlamalardan, kadınların giymeyi en sevdiği üründe nasibini almıştır. İpek çoraplar, dayanıksız ve pahalı olmaları nedeniyle, ekonomiye zarar verdiği gerekçesi ile en çok konuşulan konuların arasında yer almaktadır. Erkekler, eşlerine ve çocuklarına bunun bir israf olduğunu anlatıp, yünlü ya da pamuklu çorap giymelerini istemişlerdir. Çorap alamayan kadınlar, bacaklarında çorap varmışcasına, dikiş izi gibi iz çizerek dolaşmışlardır. Bu yıl gösterime giren ‘bulutların üzerinde’ isimli filmin konusu 1945 Paris’in de geçmektedir. Savaşın getirdiği sıkıntıları belirtmek adına başrol oyuncusu Charlize Theron , ince çorap görüntüsü verebilmek için bacağının arkasına göz kalemi ile dikiş izi görüntüsü yapmaktadır. Savaş sırasında, İngiliz Generali Montgomery tarafından kullanılan kısa ceket bugünkü kısa adı ‘Mont’ olan ceketin kullanımı halk arasında hızla yayılmıştır. Vatkalı omuzlar, kalçaya ve bele oturtulan düz kesimli ceket ve montlar, asker üniforması havasındaki tayyörler, hastane ya da askeri yerlerde çalışan kadınların üniforma benzeri kıyafetleri, 1940 yıllarının, mecburi modasını oluşturmuştur. Abartılı, gereksiz, detaycı hiçbir unsur dönemin kıyafetlerinde bulunmamaktadır. 1940 yılları ortalarında, gece kıyafetleri kadife ve tafta egemenliği altında kalmıştır. Tuvaletlerin bel çizgileri belirginleştirilmiş, etekler zengin dökümü ile yere kadar inerken, elbiselerin göğüs dekolteleri iri çiçeklerle süslenmiştir.

Louise Brooks “BobStil”

Savaş ve getirdiği sıkıntılar ‘anti-moda’ yeni giyim biçimlerinin doğmasına neden olmuştur. Sözü edilen anti moda, Türkiye de Bobstil adını alıp daha çok erkek modası olarak adlandırılan, ama kadınlar tarafından da kullanılan Bobstil modasıdır. Bu moda, 1943’de kökleri Hollywood’a dayanan ve o dönemin yıldızları tarafından dünyaya yayılmış dünya adının ‘swing’ olduğu bilinen bobstil modasıdır. Bobstiller ekseriyetle aydın gençliğe ve geçin bakımından da varlıklı aileler mensup idiler. Garip kılık kıyafetleri de pahalıyla çıkmakta idi. Bobstiller de tarife değer bilhassa kız kıyafetleridir. Kızlar, bluzlarının üstüne kız hüviyetine göre değiştirilmiş erkek ceketleri giymişler, uzun saçlarını ipek ağlar içine almışlar… Etekler diz kapaklarının çok yukarısına çıkmış; cömertçe teşhir edilen bacaklara varla yok arası gayet ince çoraplar geçirilmiş, bir kısmı çorabı da atarak baldır bacak dolaşmışlar, ayak ve el tırnakları mercan boyanmış ve ayaklara dört beş parmak, belki da daha fazla yükseklikte mantar tabanlı iskarpinler geçirmişlerdir… Uzun kayışlı çantalar kayışlarında omuza atılarak taşınmıştır…’Bobstillik süslenmeyi kabalıkta, kalınlıkta, ağırlıkta, şangırtıda aramış bir modadır.’Bu stil, var olan giyim kalıplarına ve ahlak kurallarına karşı çıkış olarak da kabul edilir. Savaş sonrası, var oluşçuluk akımının sokaktaki insana yansıması olarak da adlandırılmıştır. Hırpani görünüş, buruşuk pantolonlar, gece-gündüz takılmaya hazır kocaman güneş gözlükleri, kalın tabanlı ayakkabılar, züppe görünüşlü bir akım oluştururken, akım aydınlar tarafından ilgi görmüştür.1945 sonrası II. Dünya Savaşı sona erdiğinde anlaşılmıştır ki, yasaklar ve kısıtlamalar modayı öldürmemiş tam tersi güçlendirmiştir. Paris modası etkisini kaybedince, tüm ülkeler giyim modası adına kendilerine yetebileceğini fark ederek, kendilerini daha bağımsız hissetmiş ve kendi modalarını kendileri yaratabileceklerini anlayarak bu konuda girişimlere başlamışlardır. Dünya ülkeleri kendi giyim modalarını yaratıp kendi modalarını Dünya giyim modası yapmanın yolları üzerinde çalışırken, 1947 yılında genç bir Fransız modacı,‘New Look’ adlı kreasyonunu tanıtınca Paris, Giyim Modası öncülüğünü tekrar kazanmıştır. 

Christian Dior, ‘yeni görünüm’ de savaşın tüm sertliklerini kıyafetlerde yok ederek, yumuşak yuvarlak hatlı, belleri ince, etekleri ise bileklerine kadar inen elbiselerle göz doldurmuştur. Christian Dior, estetik güzellik ile ustalığı birleştirerek zarif ve kadınca bir siluet çizmiştir. Yüksek, kadınsı topuklu ayakkabılar, küçük eğik şapkalar Dior’un çizdiği kadının giyim stilidir. İnce bel, yuvarlak kalçalar, yeni iç çamaşırları, takviyeli korseler, çok katlı iç etekler, geniş kloş fırfırlı etekler. Yeni görünümün başlıca giyim unsurları olmuştur. Dior’un çizmiş olduğu yeni görüntü, tartışmalara neden olurken, kumaş kullanımında müsriflik ve detaylardaki aksesuarlar için, savaş sonrası devam eden ekonomik sıkıntıda, bunun düşüncesizce bir tüketim olduğunu iddia edilmiştir. Karşı düşüncelerde ise, savaş sonrası filizlenen umutların simgesi olduğu şeklinde savunulmuştur. Dior’un arka arkaya çıkardığı koleksiyonlarına sevinen ve kar elde edenler tekstil üreticileri olmuştur. Sıkıntı içinde geçen yıllarda, fabrikalarda biriken kumaşlar, bol uzun daire kesimli eteklerle işlevselleşmiş, iç etekler, eldiven ve aksesuarlarla da giyim sektörünü canlandırmıştır. Ayrıca, savaş sırasında hızlıca zengin olanların paralarını harcamakları için, yeni bir hedef de gösterilmiştir.II. Dünya Savaşı yılları, Türkiye’de tedirginlik içinde geçerken, savaşa bağlı ekonomik kriz farklı sonuçlar doğurmuştur. Savaşın vergisi olan Varlık Vergisinin sonucunda sermayenin el değiştirmesi, sektöre uzak kalan Müslüman Türklerin, Müslüman olmayan Türklerin yerini alarak, birçok sektörde olduğu gibi Tekstil dokuma sektöründe de hak ve söz sahibi olmalarına neden olmuştur. 1940’lı yıllarda kıyafet üretimi terzilerle sağlanmıştır. Batı ülkelerinde başlayan konfeksiyon üretimi, Türkiye’de sadece dokuma sektöründeki gelişme olarak kalmıştır.Türkiye’de hazır giyimin ilk denemeleri ise, yine terziler tarafından uygulanmış, küçük terzi atölyelerinde dâhi kalıp tekniği kullanılır olmuştur. Dönemin ünlü terzileri, kadın giyimin de Sevinç Nakkaş, erkek giyimin de Selahattin Karakaslıdır. Dönemin Terzilik Tekâmül Enstitüsü, konfeksiyon adına atılan adımlar da kalıp sisteminin ve küçük atölyelerin çabasını ilgi ile izlemiştir. 1949 Türkiye’sinde Mithat Gürsoy, terzi sıfatı ile İstanbul Ticaret Odasına kayıt olmuştur. Daha sonra, yabancı iş adamlarının yaptığı teklifler doğrultusunda, İngiltere’de tanıştığı “Burberry’s” marka pardösüyü örnek alıp, bu modelden yeni bir pardösü modeli yaratarak, seri üretime başlayan Gürsoy, kazandığı büyük başarı ve aldığı siparişlerle, başka modellerde üreterek dönemin ihtiyacının karşılanmasını sağlanmıştır.


DÖNEMİN TERZİLERİ
Nevzad KASMAN

Nevzad KASMAN

Nevzad Kasman, 1912 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Nevzad Hanım, üç yaşından itibaren resim, yapmaya, dokuz yaşından itibaren ise dikiş dikmeye başlamıştır. Bunlar profesyonel olmayan, bebeklerine diktiği elbiselerdir. On bir yaşında ise komşusu Corakia’nın yardımı ile manto dikmiştir. Nevzad hanımın yetenekleri bununla da sınırlı değildir, müziğe de ilgisi vardır. Nevzad Hanım, ilk modern tango bandına sesi ile hayat veren kişidir. Şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne İbrahim Çallı Atölyesine öğrenci olarak kabul edilecektir. Nevzad Hanım, dikiş dikmeyi de öğrenerek sevdiği kişilere hobi niteliğinde dikiş dikmiştir. Parasal sıkıntıları sonucu terzilik mesleğine başlamaya karar vererek Beyoğlu’nda atölye açmıştır. Atölyesin de üretmiş, resim yeteneği ve bilgisi ile anatomik yapıyı çizimlerini aktarmıştır. İnsan vücudunu tanıması ona kolaylık sağlamıştır. Çizdiği elbiselerin
kalıplarını da hazırlayıp, bu kalıpları Nevzad Kasman kalıpları adı ile satışa sunmuştur. 
Yılda iki kez Paris’e gidip defileleri takip etmiştir.‘Musevileri çok giydirirdim. Müşterilerime genellikle iki kroki çizer, gösterirdim. Üzerine konuşur, birlikte bazı şeylere karar verirdik. Nasıl seversiniz diye sorardım, tartışırdık. Onlara hep daha iyi nasıl giyinebilecekleri konusunda yardımcı olur, öneriler getirir, sonra dikişe geçerdim. Paris’ten gelen dergilere bakar, etkilendiğimi yapardım. Mesela ben ilk kez lastikten, bele kadar sutyen yaptım, gece elbiseleri ve çok şık kıyafetler hazırladım.” 
Nevzad hanım, aksesuarlarla çok ilgilenmiş, her diktiği elbiseye mutlaka bir aksesuar yapmış,ürettiği eldiven ve şapkalarla tüm sanat bilgisini mesleğinde yansıtmıştır. Nevzad hanım, ilk defilesini 1965 yılında ‘Kadın Hakları Derneği’ yararına düzenlemiştir. Kızı Ayla Algan’a küçükken, Sümerbank basmaları ile oluşturduğu folklorik kıyafetler dikmiştir. İlerleyen yıllarda, kızının katıldığı yarışmada birincilik aldığı törende, folklorik yaklaşımlı beyaz bir elbise daha dikmiştir. Ayla Algan, 1977 yılında katıldığı yarışmada da etnik unsurları olan kıyafet giymiş ve oradan da dünya birinciliği ödülü almıştır.

Lütfiye ARIBAL

“Ayşe Kız” Lütfiye Arıbal

1914 yılında, İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Ortaokulda iken, Dikiş-Nakış’a ilgisi vardır. Mithat Paşa Kız Enstitüsünde aldığı eğitimden sonra, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştur. Mezuniyet sonrası İstanbul, Mithat Paşa Kız Enstitüsünde hocalık yapmaya başlamıştır.1947 yılına kadar, okullarda hocalık yapmıştır.1947 yılında Mısırlı Han’da, ilk atölyesini açmış, tek dayanağı dokuz yıllık öğretmenlik deneyimi olmuştur. Atölyesini açar ancak, manevi destekten yoksundur ve terzilik sektöründen kimseyi tanımamaktadır. Gelişen süre içinde, meslektaşları onu destekleyip cesaretlendirmiştir. İlk defilesini gerçekleştirmek için, bu sefer dayısının kızları ona yardım eder ve mankenlik yaparlar. Dönemde hala mankenlik adı altında meslek bulunmamaktadır. Defile mankenliğini, yurtdışından gelen mankenler yapmıştır. Lütfiye Arıbal, 1950’leri muhteşem olarak adlandırmaktadır. Zarafet ve ihtişam vardır. “O dönemler, o görüntüler, tekrar yaşanmaz ve yaşatılamaz” diyerek, o zamanlara olan özlemini dile getirmektedir. 1960’lı yıllara gelindiğinde Lütfiye Hanım, terzilik mesleğinin doruğuna çıkmıştır.1963 yılında ise başarılı ve çok ses getiren bir defileye imza atmıştır. Dikmeyi en çok sevdiği elbise ise gelinliktir. Gelinlik dikmek, Lütfiye Hanım’a ayrı bir duygu vermiştir. 1953 yılında Meclis Başkanı Refik Koraltay’nın gelinine her tarafı motifli ve incilerle süslenmiş bir gelinlik hazırlamıştır 1966 yılında,Fransa’da gelinlik diken ve önemli bir isim olan Madam Gromtseft başkanlığında dünya gelinliklerinin yarışacağı ve akabinde büyük bir sergi yapılacağı haberi gelir. Her ülkeden tanınmış terzilerin dikeceği ve ülkelerine has gelinlik ile bu yarışmaya katılma şartı bulunmaktadır. Türkiye’nin de içinde olduğu 30 ülke yarışmaya katılmış ve Lütfiye Arıbal, Kütahya işi brokar üzerine işlenen gelinlik ile birinci olmuştur. Gelinliğin ismi ‘Ayşe kız’dır.Arıbal, Paris’e yılda iki kere giderek defileleri izlemiştir. Defilede, sergilenen modeller çizmek yasaktır. Ancak eski Türkçe bildiği için, küçük notlar alır. Çok beğendiği elbiseleri diker ancak kendi zevkini de kıyafetler eklediğini belirtmektedir. Haute Couture, doğrudan giyecek kişinin üstüne göre dikilen ve tek olan giysidir. İnce ince uğraşmak gerekmektedir. Haute Couture’ün yeri ayrıdır diyen Lütfiye Hanım, 1984 yılında ünlü gazeteci Nezihe Araz’la tanışır. Nezihe Hanım,Arıbal’a, TRT 2 de hazırladığı ‘Hanımlar Sizin İçin’ programında, giyim modası konularını takdim etmesini önermiştir. Teklifi kabul eden Arıbal, eski kıyafetlerinizi yeni modaya nasıl adapte edersiniz diye programa başlamış ve program 3 yıl sürmüştür. 1987 yılında, yine Nezihe Araz, eski gelinlikleri toplayıp toplayamayacağını sormuştur.1947 yılından, 1987 yılına kadar yapılan gelinlikler, tanıdıklardan toplanmış ve Pera Palas’ta gelinlik defilesi düzenlenmiş ve bu girişim büyük övgüler almıştır. Lütfiye Hanım:“O zamanlar bir elbise, 50 den fazla parçadan oluşturulmaktadır. Emek, uğraş ve sanat vardı, o zamanlar” diyerek eski günleri hatırlamaktadır. Lütfiye Hanım, Cumhuriyet balolarında birçok kıyafet diktiğini ancak günümüzde bu tür baloların ve geceler için özel diktirmenin kalmadığını belirtmektedir.
“Şık kişiler mutlaka kıyafetlerine uygun şapka takarlardı. Düğünden önce, nikâh için nikâh kıyafetleri hazırlanır ve bu kıyafetler mutlaka şapkalı olurdu. Öğle yemeği ile akşam yemeğinde farklı şapkalar kullanılırdı. Operaya ya da sinemaya ise başka şapkalar kullanılırdı”
Şapkanın sonunu ise kabarık saç modellerin getirdiğini belirtirken, şapkanın asalet ve uygarlık sembolü olduğunu da belirtmiştir. Lütfiye hanım, geçmişte Hilton Oteli’ndeki vitrinlerde Türk motiflerinden yapılan işlemelerini sergilemiştir. Ayrıca bu ilk ve dikkat çekici bir çalışma olarak yapılan ilkler arasına kayıt edilmiştir. Bunun yanı sıra, dünyanın çeşitli yerlerine yaptığı seyahatlerinde o ülkelerden 200 kadar milli kıyafetli bebekleri bulunmaktadır. Arıbal’a göre Türk modası kopyacılık üzerine yol almılştır,Arıbal diğer ülkelerin moda için servet harcayıp modayı ürettiklerini, bu tavrın Türkiye için uzak olduğunu üzülerek belirtmektedir.
Arıbal’a göre Paris olmadan moda düşünülemez, ama Paris ilhamı ile milli çizgiler birleştirilere, gelecekte Türkiye’nin, kopyacılıktan uzak, kendine has tasarımlar üreten bir ülke olmasını da arzulamakta olduğunu belirtmektedir. Türkiye’nin zengin kaynaklarının dokumaların, çinilerinin, minyatür sanatının işlemeciliğin, kişiye çok ilham vereceğini ve bunların hazinemiz oldugunu belirtirken Arıbal: Türkiye, Paris’ten sonra, dünyanın dikkatini çekecek her türlü moda alt yapısına sahiptir. Sanata önem verip üretirsek, ancak kopyacılıktan kurtulabiliriz’ demektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s