1960 ‘lı Yıllarda Giyim – Kuşam

1960 yılları, her dönem gibi yeniliklerle doludur. Avrupa, II. Dünya Savaşının yaralarını sarmış, izleri yok etmeye başlamıştır. Genç nüfus, 1960’ların yaşam stilini şekillendirmektedir. 1960’ların genç nesli farklı isteklere sahipti bu durum, çeşitliliği de doğurmuştur. 60’lı yıllara damgasını vuracak olan Pop-Art sanatı, yükseliş göstermiştir. Var olan toplumsal düzene başkaldırı, azınlık ve çevre hareketleri, yavaş yavaş filizlenmeye başlamıştır. Avrupa, bohem yaşamın merkezi olmuş, bohem stili, yaşanması istenen en popüler yaşam tarzı haline gelmiştir. Dünyadaki gelişmeler, Televizyonun yayılışı, Ay’a gidilmesi, tasarım dünyasını etkilemiş, giyim sektörünü de etkisi altına almıştır. Bu durum Giyim alanında ultra modern tasarımları ortaya koymuştur. Elbiseler, yaratıcılık ve çocuksu etkileri aynı anda taşımış, net süssüz geometrik hatlarda, oluşturulmuş giysiler, canlı, pırıltılı daha önce tercih edilmeyen renklerde kullanılmış, 1960 yıllarının yeni giyim tarzını oluşturmuştur.1960’lı yıllar, Türkiye’de düzenin, eşit hakların olup olmadığının sorgulandığı yıllardı. İç göçler, yoksulluk ve gelişen sanayi ile ortaya çıkan işsizlik sorunu, bu nedenlerden örgütlenen topluluklar, çeşitli toplumsal olaylar, öğrenci hareketleri ve 27 Mayıs 1960 darbesi sonucu 1961 anayasasının getirdiği özgürlükler, arasındaki seks özgürlüğünün ve kadın haklarının tartışıldığı bir dönemdi. Genç modasının da giyim-kuşam adına diğer dönemlerde olmadığı kadar çok farklılık bulunurken, kişisel zevklerin, kendi kombinasyonlarını oluşturmanın, hatta o an ne hissediyorsan giy! Ve at gitsin! modası dönemin belirleyici giyim stilleri arasında yer almıştır. Teknoloji de, bu modaları destekleyip, kadının rahat etmesi için, her türlü

POP ART ve 1960’lar

yeniliği arka arkaya sunmaya devam etmektedir. Çamaşır makinesi ve çamaşır deterjanı reklamları, hayatını biz kolaylaştırıyoruz siz rahat yaşayın, istediğinizi yapın sloganları ile başlıklarda yer almaktadır. 1960’lar kişisel zevklerin ön planda tutulduğu imaj devridir. Hareket güçlüğü yaratan hacimli ve dar etekler korseler stilletto ayakkabılar moda olan aksesuarlar arasından çıkartılmıştır. Rahatlık ve konforun yanı sıra göz alıcılık isteyen genç kesim, modanın nabzını tutmuş, kitleleri etkileyen yeni modanın, müşterileri arasında elit kesim yer almıştır. Parlak ve ıslak görüntülü PVC’ler, Akrilik ve polyester kumaşlar, Deri görünümlü Vinlex malzemeler, dünyanın içinde bulunduğu yenilik ve gelişmelerin getirdiği malzeme ve aksesuarlar 1960yılları giysi modası arasında yer almıştır. Bu yeni malzemeler, büyük omuz çantalarında, geniş kemerlerde, dize kadar yükselen çizmelerde ve eldivenlerde kullanılmıştır. Dönem, ne ısmarlama terzi kıyafetlerini bekleyecek kadar zamanı olan, nede hızla değişen moda anlayışları karşısında siparişli giysi yaptıracak kadar parası olan, insanların zamanı değildir. 1960’lar ‘Futuristik’ modanın etkisi altında da kalmıştır. Yeni ve özgür görünüme ulaşmak için, giysilerin kavisleri düzeltilir, etekler kısalmış, hatta 1960 ortalarında etek boyları o kadar kısalmıştır ki kalça hizasına çıkarak ‘mini etek’ olarak adlandırılmıştır. Gözler bu kısalığa alışınca, her yaştan her kesimden insan mini etek giymeye başlamıştır. Baby doll elbiseler, karpuz kol, mini etek, saçını düz ya da kısa kahküllü kestiren çekingen, çocuksu imajlı kadınlar bu dönemin belirgin moda unsurları arasında yer almıştır. Kadınların diğer favorisi ise pantolonlar olmuştur.

1960’lı yılların erkek giyiminde ise kadife ceketler, kot gömlekler, dik yakalı dar kazaklar yer almıştır. Unısex giyim anlayışı başlamıştır. Kadın için pantolon kullanımı vazgeçilmez olmuş, 1965 yılında etek üretimi,pantolon üretiminden az olmuştur. Bir diğer yenilik ise 1965 yılında Türkiye’yi ziyaret eden (hippi)‘Beatrik’lerdir. Beatrikler uzun saçlı, hırpani görünümlü, çıplak ayaklı yabancılar olarak adlandırılmıştır. Sultanahmet Meydanı bu yabancılara kucak açmak zorunda kalmıştır, çünkü beatrikler parklarda uyumuşlardır. Halk ise, bu konuda gazeteler aracılığı ile bu olayın çeşitli yorumlarını almıştır. Hayat dergisi 1967 yılındaki röportajın sonuna Beatrikler ne getirdi? Diye bir bölüm eklemiştir. Beatriklerin getirdikleri; ‘Mini etek, baldırlara kadar bağlanan sandalet, belsiz gecelik vari entari bol paçalı pantolon, geniş yakalı gömlek, geniş kemer, dizin bir karış üzerinde biten ceketler, kısa tepeli okul kasketi, kıspet vari pantolon, kuralsızlık ve uyuşturucu’

Beatles

1960’ların diğer önemli olayı ise İngiliz Beatles grubuna dahil dört gencin tarzlarının dünyada kabul edilmiş olmasıdır.. Bu moda ‘Temiz aile çocuğu’ olarak adlandırılmıştır.“bu oğlanlar, alınlarında, kaşlarını tamamen örten top kâküller bırakmışlar ve saçlarını kız oğlan arası denilecek şekilde uzatmışlardır..Beatle kesimi saç modası, eski besleme kızların başlarının hemen tıpkısıdır. Bedene sıkıca oturmuş, dar omuzlu, yüksek yaka ağızlı, sırtta derin yırtmaçları olan ceketler ve yüksek belli pilisiz dar paçalı pantolonlar, 1963–1965 arasında İngiltere’den bütün dünyaya
yayılmıştır, bu arada memleketimize de girmiştir. En yaygın hali İstanbul da görülür…”(Reşad Ekrem KOÇU,Türk giyim kuşam ve süslenme sözlüğü, S32) 1967–68 yılları romantik buluşlarla geçmiş, çingene modası ile giysi kuralları yıkılmıştır. Çarpıcı renklerle oluşturulmuş fırfırlı, büzgülü etek, yuvarlak açık yakalı bluzu, halka küpeleri, takıları ve şalı çingene giyim modasını tamamlamıştır.1969’da Türk sarık ve bedevi türbanlarından etkilenen Avrupa, Türk unsurlarını kıyafetlere uygulamıştır.Türkiye ise hala Amerikan modasını takip etmektedir. Moda da hazır giyim, 1969 yılında Vakko’nun Merter’de açmış olduğu ilk hazır giyim fabrikası ile başlamıştır. En ünlü moda evleri, alt kültüre ulaşabilmek için koleksiyonlarına hazır giyim bölümü de eklemiştir. Ardı ardına hazır giyim firmaları açılmaya başlamıştır.



DÖNEMİN TERZİLERİ                                                               FAİZE & SEVİM

Faize ve Sevim kardeşler.
Faize hanım, 1955’den önce Ankara Devlet tiyatrosunda çalışırken, şapka yapımına başlamıştır. 1955 yılında şapka salonu açmış, dükkânın ünü yayılmıştır. Devlet erkânı ve eşleri yanı sıra yabancı sefirelerin eşleri ile Müslüman olmayan Türkler şapka kullanımından vazgeçmeyenler arasında yer almışlardır.Şapka siparişi
verenler, kıyafet konusunda Faize Hanımdan yardım istemişlerdir.Faize hanım, terzilerin kalıplarını beğenmemiş ve gelen ısrarlarla yaptığı elbisenin yüksek rakama satılması üzerine moda evi açmaya karar vermiştir. Ankara’da 1962 yılında Faize & sevim moda evi kurulmuştur. İlk defile, Bulvar Palas ’ta yapılmıştır Kumaşların çoğu Paris’ten gelmiştir. 30–40 işçi ile bir buçuk ay sonra ortaya çıkan koleksiyon, büyük ve olumlu tepkiler almış, iki kardeş işlerine daha sıkı sarılarak ilerlemişlerdir.1962 yılında Ankara, 1964 yılında İstanbul Beyoğlu İstiklal Caddesi, 1978 yılında İzmir şubesi hizmete girer. 1985 Ankara, 1997 yılında İzmir faaliyetlerini tamamlamıştır. İstanbul şubesi ise Nişantaşı da faaliyetlerine devam etmektedir.


Yıldırım MAYRUK
Yıldırım MAYRUK ve Barbaros ŞANSAL
Yıldırım Mayruk, gözünü terzilik mesleğine açtığını belirtmektedir. Yıldırım Bey’in ablası terzidir ve evde sürekli dikiş yapılmaktadır. Ablası, işlerinin çok olduğu bir gün Yıldırım beyden yardım istemiş oda kendine verilen görevi fazlasıyla ve başarılı bir şekilde tamamlamıştır.. Bu olaydan sonra, ablasına dikişte yardım etmiş, ablası da dikişi karşılığında Mayruk’a harçlık vermiştir.. İlk elbisesini ise 15 yaşında iken dikmiştir. Ekose ve çizgili kumaşı dikmek zordur ve ustalık istemektedir. Annesine diktiği ekoseli ve çizgili takımlar sayesinde, ablasının atölyesine kabul edilmiş ve değişmez elemanı olamaya aday olmuştur. Moda dergilerini incelemiş ve dönemin ünlülerine, elbise modelleri çizmiştir, model çizip gönderdiği ünlülerse, Yıldırım Mayruk’a imzalı fotoğraflarını yollamamışlardır. Mayruk’a defile teklifi gelmiş o da, astarcı arkadaşı ile defile için hazırlıklara başlamıştır. Hilton’da yapılacak defile için, on adet elbise hazırlamıştır. Defile bitince Mualla Özbek ‘benden sonra bayrağı sen taşıyacaksın’ demiştir. Defile sonrası, Yıldırım Mayruk adı duyulmuş ve yeni müşteriler kapısını aşındırmaya başlamıştır. O yıllarda, Beyoğlu’ndaki hemen her apartman terzi doludur. Mualla Özbek, Enver Baki, Übeyde Bozyiğit ünlülerle çalışan isimler arasında yer almışlardır. O yıl, Yeni Melek ve Emek sineması arkasından da Atatürk Kültür Merkezi açılmıştır. Bu mekânlardaki galalar önem taşırken mekanların açılışları öncesi müşteriler, bolca elbise siparişi vermişlerdir. Sonbaharda ise hanımlar, yeni elbiselerin ve tayyörlerin dikimi için terzilerine siparişlerini bildirmişlerdir. Mayruk, çalışma hayatına başladıktan 8–9 yıl sonra hep var olan modelleri çalışmış, kendine ait modelleri dikmemiştir. Bir gün, müşterisinin isteği üzerine kendi tasarımını dikmiş ve bundan sonra sadece kendi tasarımlarını hayata geçirmiştir. Mayruk, kendine has modeller üzerinde çalışmaya başladıkça, hanımlar bu yeni tasarlanmış elbiselerden kendilerinde de olmasını istemişlerdir. Kalabalıkta özel tasarım elbiseleri ile fark edilmek isteyen kişiler arasında Filiz Akın’da vardır. Filiz Akın, Yıldırım Bey’e. “Bana öyle bir elbise yap ki herkes görüp istesin” demiştir. Yıldırım Mayruk,iyi bir elbise, oranları, dikişi özenli ise kendini belli eder demektedir Türkiye’de her defile öncesi, bazı sıkıntılar yaşandığını belirten Mayruk, Avrupa ile aramızda hala farklarımızın olduğunu, Avrupa’da ön hazırlık süresinde, vasıflı işçilerin sizin defilenize kadar, birkaç ay gibi kısa süreliğine, sizin bünyenizde çalışır diyerek, farkı açıklıyor. Müşteriler içinse birkaç modeli çizip beklettiğini, yoğunlukta bu modellerin onu kurtardığını ve bu işe profesyonel bakılması gerektiğini belirtmektedir. Yıldırım Mayruk bir çok ilke adını yazdırdığını belirtiyor, bunlardan biri transparan kıyafet, diğeri platform kullanmak ve defilelere adap ve konsept getirmek olarak belirtmektedir. Yıldırım bey “Türkiye’de bir modacı kavramı var ve bu bize ait, türetilmiş bir kavram; aslında böyle bir kavram dünya üzerinde yok” diyerek bu konudaki açıklamasını yapmaktadır. Mayruk, 1950’lerde Paris’te, 45.000 Haute Couture müşterisinin var olduğunu, günümüzde bu sayının 2.500’e indiğini belirtirken, Avrupalı moda evlerinin bu sezon iyi para kazandık dedikleri rakamları, Türkiye de bir iki ayda kazanıldığını belirtmektedir. Yurt dışındaki defilelerin, sadece şov’a yönelik olduğunu ve elbiselerin hiçbirinin giyilemeyeceğini belirtmektedir. Yıldırım Mayruk’un diğer isimi ise ‘Drapelerin Babası’ dır. Çok uzun süreden beri drapeleri her koleksiyonunda kullanmıştır. Yıldırım bey Haute Couture’ün yanı sıra Hazır giyim olarak bazı aksesuarlarında tasarlanmasına ön ayak olmuştur. Koleksiyon kravatta ‘Bağlayın düşüncelerinizi’, eşarpta ‘Çözün vicdanınızı’ sloganlarıyla tanıtılıyor. “İnsanların düşüncelerini söylemeden önce bir kez daha düşünmeleri ve inançlarını da saklamamaları gerektiğini düşünerek bu sloganlarla yola çıktık” diyen Mayruk, yeni koleksiyonun kalitesi ve tasarımını da şöyle anlatıyor: “Türkiye’de ilk defa Twill ipek ve yüzde yüz ipek Rassetto kullandık. Yurt dışında üretim yaptık ama desenlemeler tamamen bizim. İstanbul’dan sonra mağazalarını Konya, Kayseri, Antep ve Ankara’da açacaklarını da belirtmektedirler…” Bugün hala gümüş suyunda 800m2 büyüklüğündeki atölye ve showroom’da Barbaros Şansal ‘la birlikte tasarımlarına devam etmektedir.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s