1980 ‘li Yıllarda Giyim – Kuşam

Dünyanın içinde bulunduğu ve petrolün sebep olduğu ekonomik kriz, her şeyi etkilediği gibi, moda endüstrisini de etkilemiştir.80’lerin ilk yarısı, 60’ların esintileri ve tekrarları ile geçmiş, ikinci yarısı ise ilk yarıya tezat hareketlenmiştir. Türkiye’de ise, 1980 yılının başında dönemin başbakanı Demirel, uygulanan ekonomik politika sonucu, yaşanan sıkıntıların çözümü için, dönemin Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığını yapan, Turgut Özal’a bir kararname hazırlamasını istemiştir. Yapılan çalışmalar sonucu, 24 Ocak 1980’de, 24 Ocak kararları olarak adlandırılacak kararlar açıklanmıştır. Bu karalardan sonra; ekonomi liberalleşmiş, yabancı sermaye pazara sokulmuş, tüketim körüklenmiş ve Türkiye yeni bir sürece giriş yapmıştır. 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbe ile bu girişim, biraz da olsa yön değiştirmiş ancak yok olmamıştır. Gelişen teknoloji, televizyon kanallarının çoğalmaya başlaması, videonun teşviki tüketime yönelik tavırlar olmuştur. Avrupa ve Amerika’da sağlıklı yaşam hayatına geçilmiş, spor salonları artmış, videolarda Jane Fonda ‘lı Aerobik dersleri seyredilir olmuştur. Dönemin popüler giysisi, artık spor giyiniştir. Tüm bedeni saran, streç pantolonlar, t-shirtler üzerindeki sloganlarla dönemin içinde bulunduğu durumu en iyi açıklayan ürünler olmuştur.Televizyon karşısında, ya da açılan jimnastik salonlarında yapılan sporlar ve dans stüdyoları çok popüler olmuştur. Bu popüler hareketin Türkçeye katacağı yeni kelimeler, ‘shirt, sweat–shirt, t-shirt’ gibi giyim ürünleri olmuş tüm bu hareketleri kolayca yapmayı sağlayan, elastik pamuklu kumaşlarda üretilmiştir.Üzeri yazısız, reklamsız, markasız hiçbir giyim eşyası kalmamıştır. Dünya ve Türkiye, ortaya çıkan markaların, doğru konseptlerle desteklemiş, körüklenmesi sonucu, bu markaları kullanan kişinin, statü sembolü oluşu ve bu yönde kendini ifade etmeye çalışmasını izlemiştir. Bu giysiler, var olmanın ve fark edilmenin saygınlığın, kısa yolu olarak addedilmiş, ne pahasına olursa olsun edinilip, üstte taşınmaya çalışılmıştır. Diğer giyiniş stili ise, kişinin üzerinde bol duran, bedene büyük asimetrik kesimlerle oluşturulan giysiler olmuştur. Batı dünyasının, geleneksel dikim sistemine uymayan bu stilin, Japon katlama sanatı ya da kat kat ambalajlama tekniği ile Japon tasarımcılarının dünyaya armağanları olduğu düşünülmektedir.80’lerin kocaman yün kazakları, külotlu çorapları, kalın tabanlı ayakkabıları ve muflonlu paltoları vardı. Geometrik desenli, yarasa kollu, yün kazaklar ve altlarına giyilen yün etekler, trikolar, pantolonların üstü bol paçası dar modelleri ile kadın silüeti ‘Y ’ harfi oluşturmuştur. Kadınlar, erkek egemenliğindeki iş dünyasına el atmış, iş kadını imajını giydikleri geniş vatkalı ceketler ve altına kullanılan etek ya da pantolonlarla güçlü, kendine güvenen iş kadını profili çizmişlerdir. Dönemin, plastik malzemelerden üretilmiş takıları ile parıltılı, yaldızlı, lame kumaşlarla oluşturulmuş aksesuarları, şeffaf plastikten kemer ve çantaları çok popüler olmuş, lame, dore ceketler dönemin belirleyici giysileri arasında yer almıştır. Dönemin en önemli dizisi, Dallas aynı zamanda Türk halkının da giyim stilini oluşturmuştur. Bu dönemde ‘Casuel wear’ stilde ortaya çıkmıştır.Bu stil hem şehrin ortasında hem de hafta sonu gezilerinde rahatça kullanılabilecek bir tarz olarak açıklanmıştır.Kimin, nerede, ne tür kıyafet giydiğini notlandırıp, giysileri şık olanları alkışlayıp, giysileri rüküş olanları yerecek ve moda polisi olarak adlandırılacak kişiler gazete ve dergilerde kendi köşelerinden değerlendirmeler ile dönemin gelişen olayları arasında sayılmıştır.

DÖNEMİN TERZİLERİ

Cemil İpekçi
Çocukluğunda kendi kendine bebekleri ile oynar, bebeklerine elbiseler diker.Cemil bey, anne ve babasının Sultan olduğuna inanır, geniş bir hayal dünyası, onun en büyük gücü olur. İlk elbisesini, beş yaşında diker. İlk defilesini ise, 1971 yılında Antalya’da Zeki Triko için yapar. Toplam üç yıl, hazır giyime de çalışır ve daha sonra Haute Couture geçer. Nedenini ise, ‘hazır giyim sektörü içinde batıyı taklit etmemiz isteniyordu, bu nedenden sektörde üç sene çalışabildim ‘diye açıklamaktadır. Cemil bey tasarımcının, hayal dünyasında dolaşan, terzileri ise teknik eleman, çizileni üreten olarak tanımlamaktadır.Cemil İpekçi, Tanzimat döneminden sonra, Batılılaşma hareketinin başlaması,devamındaki Türk Cumhuriyeti kanunları, değişimi hızlandırırken giyim-kuşam değişiminin temel taşı olan terzilerden çoğunun, Müslüman olmayan Türklerden oluştuğunu belirtmektedir. O yıllarda bile terzilik mesleğinin, Türk toplumunun kafasında tam oluşmadığını, dolayısı ile tasarımcılığın ne olduğunu hiç kimsenin tam bilmediğini de belirtmektedir.Türk’üz, bizden bir şey çıkmaz düşüncelerinin artık son bulması gerektiğini belirtirken, eskiden sadece Paris modası varken, şimdi Japon, İspanyol, Hint modaları olduğunu da hatırlatmaktadır. Cemil bey, bugünkü reytingleşmiş, sanayileşmiş moda sektörünün temellerinin, XVIII ve XIX yüzyılda geçildiğini, hatta daha önceki zamanlar da bile kitlelerin saraylarda yaşayan Kraliçe, Kral, Firavun, Prenses gibi kişilerin yaşayış ve giyim tarzlarının izlediklerini ve taklit ettiklerini belirtmektedir. Giyinmek, insanın ihtiyacından doğmuştur. Moda ise, toplumların imzası
haline gelmiştir. ‘şunu giyen kişiler bu topluma aittir’ şeklinde sistemleşmiş görüşlerin olduğu da Cemil Bey!in görüşleri arasındadır. Moda da kalıcı olunamayacağını, ama tasarımın içinde kalıcı olunacağını belirtirken, yaratıcı tasarımcının hep kalıcı olabileceğini de belirtir. Kendisinin giysi tasarımcılığı yaptığını, trendleri takip etmediğini belirtmektedir. Giysi modanın özü, önceki popüler olmuş giysilerin ilerleyen yıllarda tekrar popüler olması ile oluşur. Giysi modası döner dolaşır ve tekrarlanır, Cemil beyin yaptığı giysi modelleri de moda olmaya başlar, çevresindeki insanlar bu tarz giysilerden daha çok yap şimdi bu modeller popüler satarsın diye önerilerde bulunurlar. Cemil Bey ise bunun kendi tarzı olduğunu, hep şalvar ve parçalı etekleri tasarlayacağını belirtir. Sanayini yarattığı modanın, faşist bir kavram olduğunu insanlara şöyle olun, bunu giyin, bunu yapmayın, şeklindeki dayatmaların isyan uyandırdığını, ama bazı kişilerin ben kendim kalacağım diyerek, yüksek sesle konuşabildiklerini de belirtmektedir. Terziler ve tasarımcılar kendilerini bilirler. Yıldırım Mayruk, ben terziyim diyor Mualla Özbek ’te terzidir. Yıldırım Mayruk, bugünlerde meslek hayatına başlasa, kesinlikle tasarımcı olurdu ve uçuşan elbiselere çok şey katan biri olurdu diye belirtmektedir. Hakan Yıldırım ise, iyi bir Couture tasarımcısı olduğunu, Ümit Ünal’ın, hayal dünyasının tiyatrosunu sunduğunu ve farklı olduğunu belirtmektedir. Cemil İpekçi, Kapalıçarşı’da 24 Ekim 2001 tarihinde bir defile yapmıştır. Deri, kürk ve süetlerin sergilendiği ‘Çarşı-u Kebir 2002′ defilesini Türk Böbrek Vakfı yararına düzenlenmiştir. Geçmiş yüzyılların ve kültürlerin sentezlerini, çarpıcı bir şekilde yorumlayarak günümüze taşıyan Cemil İpekçi’nin, ‘Çarşı-u Kebir 2002’ koleksiyonu, 80 takım ve 250 parçadan oluşmuştur. Cemil İpekçi bu defileyi Kapalıçarşı’da yapmak istemesinin nedenini, Modaya ilk adımımı atmasının 30 yıl önce Kapalıçarşı’dan aldığı kumaşlarla olduğunu, haftada bir iki gün mutlaka kapalı çarşıyı gezmesi olarak açıklamaktadır. Cemil İpekçi, 2002 yılında yapılan dünya güzellik yarışması için, yarışmada ülkemizi temsil eden Azra Akın’a pazenden bir elbise dikmiş, kumaşın desenlerinin üzerini pullarla işlemiş, elbiseyi giyen Azra Akın, hem dünya birinciliğini, hem de en iyi kostüm ödülünü 99 ülkenin en iyi tasarımcılarını arasından sıyrılarak almıştır. Ancak ne bakanlık, ne pazenciler bu yıl ki ihracatımızı pazen üzerine yapalım, trend hazır, pazeni dünyada artık biliyor, Türk tasarımı adına pazeni kullanalım, sizde bu konuda yönlendirin demedikleri gibi, bir çok kişinin bir buçuk milyonluk pazenle elbise nasıl olur, nasıl ödül alır? Sözlerine maruz kalır. 
Sabiha TANSUĞ
Sabiha Hanım, araştırmaları ve yazmış olduğu kitap ve dergi makalelerinden de hatırlanacağı gibi folklorik kıyafetler üzerine uzman bir kişidir. Tekstil konusunda bilgisine başvurulan Sabiha Hanım,  folklorik giyiniş Türklerin ilk gününden beri kıyafetlerini ve modasını, ayrıca anlamlar içeren giyinişleri üzerine yaptığı araştırmalardan ödül de almış bir araştırmacımızdır. Kendisine, konu açıklandığında araştırma için seve seve yardım edebileceğini söyleyerek, eşine rastlanmaz bilgileri bizimle paylaşmıştır. Atatürk, Cumhuriyetin devrimlerini gerçekleştirmeden önce, Osmanlı devletinde kadın karalar içinde gizlenirdi. AtaTürk inkılâp’ları sonucu, gerçek anlamı ile giyinmeye başlayan kadın, yeni stiline ulaşmadan önce ara evre olarak sıkma başı kullanmıştır. 

Hakan ELYABAN
1953 yılında doğar. Yedi yaşında iken, kartondan yapığı çocuk figürlerinegiydirip, onlarla oynayarak büyümüş olduğunu öğreniyoruz. Bir gün, bu figürleri bulup endişelenen annesi, öğretmenine bunun normal olup olmadığını sorar. Öğretmeni, çocuğunuzun hayal gücü çok yüksek, herkes bunları yapmaz diye cevap verir. Eğitimine devam etmek için kolejden mezun olduktan sonra, Paris’e gitmeye karar verir. Tam bu zamanlarda, Vakko firması stilistlik yarışması düzenleyince, hazırladığı eksizleri gönderir. Sonuçlar başarılıdır ve birinci olmuştur. Vitali Vakko kendisine, Paris’e gitmemesini ve Vakko’da çalışmasını önerir. Böylece Vakko sayfası açılır. Bir buçuk yıl Vakko’da çalışır ve birçok fuarlara katılırlar. Bu süreden sonra Zeki Triko’dan stilistlik teklifi gelir. Dört yılda bu firmada çalışır. İlerleyen yıllarda yani 1980 yılları başında, arkadaşı ona Haute Couture üzerine çalışmayı teklif eder. Haute Couture giyimi üzerine açılan atölye üretmeye başlar. Ancak kısa bir süre sonra teklifte bulunan arkadaşı ortaklıktan ayrılır, Hakan Bey, tek başına devam etmek zorunda kalır. Bilmediği Haute Couture’ü Hayri Akduman gibi terzilerden yardım alarak, prömiyerlerini iyi ve deneyimli insanlardan seçerek, Haute Couture’ü öğrenir. Bir prömiyer, üç kalfa ile çıkılan yolda, sayılar hızla artar ve ayda otuz kırk parça elbiseye ulaşılır. Hakan Elyaban, hem iyi bir terzi, hem de iyi bir kopist olduğunu belirtmektedir. Kendine özgü bir çizgisi olduğunu, bu imzasının ise ayırt edildiğini söylemektedir.Eskiden, Hakan Bey atölyesinde ayda kırk elbise hazırlandığını, hatta yorgunluktan yeni müşteri almadığını belirtmektedir. Terzilik mesleğinin çok önemli olduğunu, ama günümüz insanlarının diktirmenin zamanını bekleyemeyecek kadar hızlı yaşadıklarını ve bununda insanları hazır giyime yönlendirdiğini, artık sadece nişan düğün gibi, özel geceler için giysi diktirildiğini ancak eskiden mevsim başında gardolap hazırladıklarını belirtmektedir. Hakan Elyaban, dünyadaki meslektaşlarının koleksiyon hazırlarken ortada asla görülmediklerini, koleksiyon sergilendikten sonra ise müşterinin seçtiği elbisenin sipariş üzerine üretildiğini belirtirken, bu koşulların Türkiye’de olmadığını, meslektaşlarının ve kendisinin müşteri ile birebir muhatap olduğunu söylemektedir. Yurtdışında her modacının sponsoru olduğunu, Türkiye’de ise modacının A’dan Z’ye her şeyle kendisinin ilgilendiğini, hatta malzemeleri bile kendisinin toplamak zorunda kaldığını, yurtdışı ile Türkiye’nin arasındaki farkların bunlar olduğunu, sözlerine eklemektedir. Hakan Elyaban, hiç defile yapmadığını ancak ürünlerinin, insan üzerinde zaten sergilendiğini de belirtmektedir. Hakan Elyaban, Yıldırım Mayruk, Hayri Akduman, Canan Yaka, Übeyde Bozyiğit ve Vural Gökçaylı’nın dönemindeki ustalar olduğunu belirtmektedir.

Ahmet ERARSLAN
1953’te İstanbul’da doğmuştur. Ortaokulda, tasarımlar yapıp, tasarladıklarını hayata geçirmekte, okul arkadaşlarının ‘imaj maker’lığını yapmakta olduğunu belirtmektedir. Ahmet Bey’in annesi, zevkli bir kadındır ve dönemin önemli terzilerinden Lütfiye Arıbal’a elbise diktirtmektedir. 1977 yılına kadar üniversitede okumuş, ancak önlemeyen arzusu su yüzüne çıkmış ve kendi imkânlarıyla butik açmıştır. Yanında, Ermeni bir terzi çalıştırmakta ve dikişten anlamamaktadır. Gündelik kıyafetlerde bile özel tasarımlar yapınca, tasarımcı olmaya karar vermiştir. Meslektaş büyüklerinin destekleri ile 1984 yılında atölyesini açmıştır 1986’da ilk defilesini yapmış. Kıbrıs’ta başlayan ve farklı ülkelere kadar uzanan bir defile serisi başlar. 1984’te atölyesini açtığında, Suat Aysan’ın dönemi olduğunu belirtmektedir. Daha önceki zamanlarda, terziliğin olduğunu şimdi ise tasarımcılar ve dikiş bilenler diye ayrım olduğunu, eskiden dikişte standart kalıpların olduğunu, şimdi ise kuralların kalmadığını söylemektedir. Ahmet Eraslan, terzinin, kumaşı sanatla birleştirip giyilebilir hale getiren kişi olduğunu, bunun büyük beceri gerektirdiğini, kumaşı ve dikiş tekniğini bilmesi gerektiğini belirtirken, tasarımcınınsa materyali sezonun trendine göre tasarlayan kişi, olduğunu belirtmektedir. Tasarımcının, bir tarzı olduğunu ve bu tarzı yansıtması gerektiğini ve ayrıca dikiş tekniğini de bilmesi gerektiğini belirtmektedir.Ahmet Bey, tasarımcının dikişi bilmese de, tekniği bilmesi gerektiğini ve dikiş bilmeden, tasarım yapılmayacağını terzi ile tasarımcının, birlikte çalışmaları gerektiğini bu iki kişinin, birbirlerini tamamladığını belirtmektedir.Türkiye’nin ilk tasarımcılarının, kendisi ve Cemil İpekçi olduğunu belirtmektedir. Sektöre baktığında ise, moda kendi içinde devinim yapmaktadır. Her yıl, moda konseyi olarak adlandırılan grup toplanır ve o yılın trend’lerini belirler, bizlerde bunları benimseriz, yılın trendleri belirlenir ve bizde o yılın renklerini, eteğin mi, pantolonun mu, olacağını kısa mı uzun mu, bol mu dar mı, giyileceğini öğrenir ve uygularız diye açıklama yapmaktadır. Türkiye’nin marka tutkusu olduğunu, büyük firmaların desteği ile bu tutkunun her geçen gün büyüdüğünü, büyük firmaların bile dışardan gelen markaları bünyelerinde sattıklarını, ama esas kendilerinin bir marka olmaları gerektiğini belirtmektedir. Bilinmeyen markalar, kötü konfeksiyon bile, ambalajlarının güzelliği
sunumları ile iyi markalarmış gibi satılıyor, oysaki hiç önemli olmayan markaların burada anlamlandırıldığını da belirtmektedir. Türkiye’de hazır giyimin önemli olduğunu, ancak yurtdışına gönderilen kalitenin iç piyasada hala yakalanamadığını, bunun da üzücü olduğunu belirtmektedir. Başarılı tasarımcıların da desteklenmesini ve yurtdışında Türk etiketlerinin görülmesi gerektiğini sözlerine ekler. Dünya modası içinde, söz sahibi olabilmek için, devlet büyük destek vermesi gerektiğini, kültür politikalarının geliştirilmesinin zorunlu olduğunu, Türk
tasarımcılarının dünya çapında olduğunu, ancak yurtdışı penceresinin açılması gerektiğini vurgulamaktadır. Türkiye’deki tasarımcıların bir araya gelerek, dernek kurmaları gerektiğini de belirtmektedir.

Bahar KORÇAN

1963 yılında doğar.Mimar amcasından heveslenip tasarımcı olmaya karar verir. Teyzesinin, Paris’ten getirdiği dergileri ve kâğıt bebek sevgisinden bahseden Korçan, kâğıt bebeklerine, başka dergilerden kestiği elbiseleri giydirir. Lise bittikten sonra, yurtdışına okumak için gitmek ister, ancak Vakko’nun iş ilanına başvurur. Tamamen tesadüf üzerine, Vitali Hakko ile görüşür ve inancı sayesinde işe deneyimi olmadığı halde alınır. Vakko, Bahar Korçan’a altı buçuk yıl okul olur. 1988 yılında ilk koleksiyonunu hazırlar.1992 yılında ise, kendi şirketini kuran Korçan, daima yeniliklerin peşinden koştuğunu, Bundan 15 yıl önce, eğitim gerçekten
daha zor olduğunu, ama şu an moda alanında eğitim veren pek çok iyi üniversitenin var olduğunu belirtir Burada, en önemli problem, iyi örneklerin eksik olmasıdır. “Moda alanında belirli bir sistem yok. Ben 1992 yılında kendi şirketimi açtığımda tekstil sektöründeki pek çok insan tasarımcı kelimesinin anlamını bilmiyordu. Herkes modelistle stilisti birbirine karıştırırdı. Moda tasarımcısı kelimesini ilk kullanan insanlardan biriyim. Bu bence insanların kendi ışığını keşfedememesinden kaynaklanıyor” Yeni tasarımcılar yetiştirmenin önemli olduğunu, kendine başvuranların hepsi ile konuştuğunu ve bazılarını yanına alıp yetiştirdiğini belirten Korçan, bunun bir misyon olduğunu da belirtir. Modacı kimliğiyle, dünya standartlarını zorlayan Bahar Korçan, Türkiye’de az sayıda iyi tasarımcı yetişmesinin nedenini, insanların kendi yeteneklerini değerlendirmemesine bağlamaktadır. Korçan’ın hedefi, genç modacılar yetiştirmektir. Bu konu ile ilgili, 2002 yılında Akademi İstanbul’da giyim üzerine ders verip workshoplar yapar. Genç bir tasarımcının, hemen başarılı olmasını mümkün olmayacağını dile getiren Korçan şöyle demektedir. “Moda öyle bir sanat dalı ki, onunla beraber büyümeniz ve olgunlaşmanız gerekiyor” Bahar korçan, Nişantaşı’nda Isparta Palas binasının, 2. katında yer alan, “Bahar Korçan-İstanbul” adlı mağazasında, koleksiyonlarını da sergilemektedir. “Bahar Korçan-İstanbul” ve “Bahar Korçan Jeans” olmak üzere, 2 farklı gruptan meydana gelen koleksiyonu da bulunan Korçan, ipek keten ve özel dokunmuş pamuklularla üretilen kıyafetleri moda dünyasının beğenisine sunmuştur. Mağazada, vitrin bulunmayıp, ev ortamında tasarlanmıştır. Bu mağazanın, çeşitli sanat etkinliklerine de yer vereceğini belirten Korçan, şimdi resim sergisine ev sahipliği yaptıklarını belirtmektedir.
2000 yılından beri, yurtdışı odaklı bir strateji izlediklerini dile getiren Korçan, “Bahar Korçan-İstanbul adlı markalı ürünleri Amerika, İngiltere ve Almanya’ya satıldığını, mağaza açılışlarının devam edeceğini, gelecek yıl New York’da bir mağaza açma planı olduğunu belirtmektedir” Meltem Cumbul’un 2004yılında ülkemizde gerçekleştirilen Eurovision şarkı yarışmasında sunucu kıyafetlerini, Bahar Korçan hazırlamıştır. Korçan, “12-15 Mayıs tarihleri arasında tüm Avrupa, gözlerini Meltem Cumbul ve Korhan Abay’a diktiğini ve ülkenin temsil durumunun öneminden bahsetmektedir.Başarı ile geçen önemli Türk gecesinde, Meltem Cumbul, Bahar Korçan’ın kıyafetleri ile dünya ülkelerinin önüne çıkmıştır” Tarkan, Meltem Cumbul ve Yonca Evcimik gibi ünlü isimlerle çalışmanın yanı sıra, tiyatro alanında da birçok eser Bahar Korçan imzası ile sahneye çıkmıştır. Sanatçılarla ilgili çalışmalar, geçmiş dönemde her iki taraf için de keyiflidir. Artık sanatçılarla çalışmak istemediğini ancak, bale gibi sahne kostümü yapmaktan, çok keyif aldığını belirten Korçan, “Hayatımın her anını sahne kostümü yaparak geçirebilirim. Artık sanatçılarla diyalog kurmakta zorlanıyorum. Yüreğim artık onlarla çalışmaktan yana değil. Artık başka şeyler yapıyorum”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s